14 Eylül 2009 Pazartesi

portakal

yatağa sığmaz oldu artık düşlerim.. havalar inceden soğuk. kemiklerimin en sana hasret kalan kısımalrı sızlamakta.. haberin var.. olmasa daha az koyardı adama.. her sabah üşüyerek uyanmak adetten oldu.. kapı pencere açık yatıyorum çatı katına sıkıştırılmış dört duvar dünyamda.. sen bir kaç kilometre uzağımda.. aynı şekilde ama belki sadece farkındalığıbn biraz eksikliğiyle benzer düşleri görüyorsun benimle.. ellerim kırışmaya başladı.. soğuğun işlemediği tek yer şakağımda peydah olan beyazlar.. zamanada kabahat bulmanın çiğliğini yaşamayıruz ikimizde.. o kadar heves edilen duygu vardki hayatta.. geç kalmamız şu dakikada tak ediyor kafamıza.. senin kapattığın yaralarım senden uzak kaldıkça hava ile temas etmekte ve her ruh gibi hava aldıkça son kullanma tarihi biraz daha öne çekilmekte.. yalın halde çarşafa dolaşmış fiileri yaşamaktan bıktım sanırım henüz 26 yaşımda.. ellerim kırışıyor anlatamıyorum insanlara.. ellerim ki dilmin çeviremediklerini anlatabilen. en çok övündüğüm ve ince iş erbabı ve belki teninin sıcaklığı anlam ve mana içeren her nesnenin temas sahibi ellerim kırışmakta.. üstelik sen dahil kimse bunun farkında olmamakta.. zamana suç atmak anlamsız ama zaman mutluluğu menzile koyunca nedense uzamankat.. yaz saati utgulamasına geçemedi umutların güneş aldığı coğrafya.. daha fazla cabala daha fazla uğraş. yoruldum demiyorun haşa.. ama artık zamanlardan içinde sadece bizim olduğumuz anlar coğalsa..

soldan say

içimden geldiğince.. uzun süredir dökülmüyor baharımın yaprakları çok sevdiğim toprağıma.. ki toprak olacağımdan sonunda bir içsel sevgi kendi kendime beslediğim.. yapraklarım buluşmalı mutlaka toprağımla.. sıkıntılı zamanları atlatmak daha büyük sıkıntıların doğmiyacağı anlamına gelmemekte tabikide.. oysa sıkıntısız bir dünyanın monotonluğu sanırım sadece bazı arsız liberallere maledilmekte.. ne pembeyi severim ne temsi ettiği mutluluk hissini.. ama bu aralar en çok pembe yakışmakta baktığım coğraftyaya.. kimsenin kendinden başka bir derdi kalamdığı sakin bir kalabalığın içinden bir başka kalabalığın içine gitmek için beklemekteyim.. her şey planlandığı gibi adım adım ilerlemekte.. adımlarım şaşmasın diye başımda binlerce dost ve müttifik sayılabielcek askeri manga mensubu dikilmekte.. ellerim kireçlenmiş.. yazmayı unuttururu bu havalar adama.. yataktan çıkasım yok ki yatağımda yatmadığım aşikar.. insanların birbirleriyle kaynaşamadığı enteresan bir dünyanın anlamsızlığını anlamaya çabalamıyorum mesela artık.. benim olmayan ve benimlle ilişkisi olmayan her beden et parçası sayıldığından etin geçmişi önemini yitiriyo tabağımda.. ki kanı iyice akıtıldıktan sonra hepsi aynı yerde öğütülmekte.. hayat.. neresinde kaldığımı ve neresinden yeniden başliyacağımı kestirmeye çabalıyorum dediğim gibi. çabalamalarım sonuç vermiyor baştada söylediğim yaprak toprakla buluşmadı hala.. ki sonbaharla birlikte gelecek kalabalıklaşmalar gözümü korkutmakta.. sıkıntısız bir dünya bekleyen godoştur açık konuşmaktayım ama başıma gelecekelrden de fazlasıyla kaygılanmaktayım.. huzurlu bir gen havuzundan huzursuz bir genetik hataya akmak üzereyim.. üstlerim ve astlarıma karman çorman bir apolet ilişkisi yaşamak için adım adım ilerlemekteyim hatta.. kabuslar görmekten sıkıldım kabuslar görmemem gereken bir dönemde.. şimdi biraz hamlık atmak için yeniden davranıyorum kağıt kaleme.. kusmak en iyisidir geçişrmek için bu mide kramplarını..

28 Temmuz 2009 Salı

Nefes

"kapıyı aç"
bir kadın arka odadan çıktı ve üzerindeki örtüyle tuvalete geçti.. sanırım ünlü bir hayat kadını olabilir.. yüzünü tanıdığıma yemin edebilirim..
"yapamam"
"kapıyı açmalısın"
tuvaletten su sesiyle birlikte ünlü hayat kadının duru sesi de gelmeye başladı.. söylediği şarkıyı sadece benim bildiğimi sanıyordum.. yada şarkı değişip ritimsiz bir şekle dönüştü.. her ritimsiz şey gibi tanıdık gelmiş olma olasılığı da var.
"sonunun farkındasın.. buna karşı koyabilecek kadar çok değiliz.. bunu yapmicam"
"sana kapıyı açman için son bir şans daha veriyorum kapıyı aç"
kadının sesi kesildi.. merak ettiğimi sanmıyorum.. tuvaletin sidik sarısı mermerlerinden kayıp düşme olasılığını düşündüm bir an..
"emin misin"
"kapıyı aç"
"bu durumdan paçayı kurtarabileceğimize emin değilim. en azından kendim için bunu söyleyebilirim.. bu kapıyı açmam sonum demek.. anlamıyomusun.. biraz olsun meseleye benim açımdan bakabilir msiin"
"kapıyı açman konusunda ısararcıyım.. çıkabilecek her sorunu çözebileceğimden eminim. hem yeteri kadar varız."
dinlemeyeceğim soruların cevapları kulağımda yankılanıyor.. sanırım ateşim çıktı.. sinirlenemiyprum.. ama nedensiz yere sesimi yükseltiyorum.. perdeyi sıkıca kapadığıma eminim ama içeri saçma sapan, nereden geldiğini bilmediğim güneş ışıkları sızıyor.. güneşe olan sinirim geçmeyecek.. biliyorum..
"yokuz.. hiç olamdık.. sadece ikimiz onlara kafa tutamayız.."
"bizi onlardan koruyan tek şeyin bu aptal kapı olduğunu mu düşünüyosun?"
miğdem bulanıyor.. sanırım beni hasta etmek için içtiğim bişeye saçma sapan ilaçlar kattılar.. kendimi savunmalıyım ama ellerim karıncalanıyor.. ellerim sanki benim değilmiş gibi..
"en azından biz içerideyiz ve onlar dışarıda"
"hayır aptal anlamadığın nokta işte bu.. biz herşeyin dışındayız.. dünya tarihinde topluluk için çizilmiş hiçbir resme dahil olamayan aptallardanız"
ellerim.. renkleri tuhaflaşıyor.. ellerimin ilerlediği noktada tuvaletin kapısını aralıyorum.. ellerim hiçbir ölü kadın bedenine dokunamıor.. tuvaletin yerleri hala sidik sarısı.. arkamı dönüyorum..
"asıl sen aptalsın.. içimizde aptal olan bir tek sensin.. baban annen ve onların ataları da aptal.. yaşamanız ve hatta günümüze kadar ulaşmanız bile anlamsız.."
"yalnızlık beynini kemirmiş senin.. saçma kararların artık saçma hareketlerine dönüşmeye başlamış.. şu lanet kapıyı aç.. hepimiz için en iyisi bu.."
sesin sahibini çok iyi tanıyorum.. ama odanın içerisidne o kadar çok yer değiştiriyorki.. şu an nerede olduğunu sadece tahmin edebiliyorum..
"sen aç o zaman.. bana emirler verip durma.. hiçbirimizin gitmek veya onlara teslim olmak gibi bir düşüncesi yok.. sadece sen.. gitmek istiyosan onları içeri sokmadan başka bir yol bul.. ve defol git hayatımızdan.."
"sen olamdan bunu yapamicağımızı biliyorsun.. yalnız hareket edemiyecek kadar kendine bağladın bizi unuttun mu beyinsiz.."
"bu yüzden benim dediklerim olucak.. bu yüzden bu gün bu oadan kimse çıkmiyacak.."
"sadakatn sadece kendine beyinsiz.. sadece kendini düşünüyorsun.. aptal duvarların içine bizi hapsettin.. ve sayende artık o duvarlardan bir farkımız kalmadı.."
duvarlara bakıyorum.. dediği gibi.. duvarlarda binlerce poster.. insan yüzleri ve hatıraların canlanabileceği küçük delikler var.. insanlar.. odanın içinde konuşmayan sessizce duran bir sürü insan.. sadece izin verdiklerim konuşabilir.. sadece benim izin verdiklerim..
"düşüncelerini duyabiliyorum.. düşüncelerin.. o kadar zamandır fiziksel olarak yanındayım ki.. artık ruhumu emmiş gibisin.. oysa hayatı ben dah farklı yaşayabilirdim.. bana hiç izin vermedin.. sadece senin diledikelrini.. sadece senin paranoyalarını yaşadık.."
"gitmekte özgürsün.. dediğim gibi.. içeriye kimsenin girmeyeceğinden emin olduğum bi zamanda çıkabilirsin.."
"anlamıyosun değil mi? anlamak işine gelmiyo.."
"belkide.."
odanın bu kadar geniş olduğunu farketmemiştim.. oysa 8 aydır burdayız.. 8 aydır bunca insan küçük bir odada birbirimizin hayatlarını yaşamaya mahkum edildik.. bir kadın gibi adet götmeye başalamama ramak kaldı.. bir kadın gibi..
"geçmişi düşün.. buraya bizi nedne kapadın.. onu hatırla.. böyle olmamalıydı.. biliyosun.. bu geçici bişeydi.. geçmesi gereken bişey.. şu paranoyaayı kır artık.."
zihnim kanıyor.. bu adamın sesleri canımı sçok sıkıyo.. çok fazla.. elimde olsa.. ve cesedi saklayabileceğim bir yer olsa.. saniye düşünmem.. kafam karışıyo.. kafam.. zihnimm kanıyor..
"sana anlatıcam.. bin kere anlattım.. bin kere daha anlatıcam.."
"kapa çeneni.. hepimizi rahatsız ediyorsun.."
"ailenle oturuyodun.. kadıköyde.. yeldeğirmenin taş binlarından birinde.. hatırla.. sabah kalktığında saçmalamaya başladın.. annen başka bir kadına dönüştü.. baban ve kardeşlerin bambaşka insanlar oldu.. yüzleri aynıydı ama m içleri başkalarıydı.. hatırladın mı? onları kurtarmak için sadece biraz ikna etmeye kalktın.. boynundaki yarayı hatırladın mı? 7 yaşındaki kardeşin bu hayataki son hamlesinde meyve bıçağıyla yapmıştı onu.. hatırlasan aptal.."
"öyle bişey olmadı.. hiç olmadı.. benim hiç kardşeim olmadı.."
"evet oldu.. sobalı evi hatılra.. japon balıklarını.. karton evlerini.. hatırlasan aptal.."
ben buna benzer bir evde doğdum.. ve o evde büyüdüm.. kimsesiz büyüdüm ben.. birileri büyüttü işte.. sonra bi gün buraya kaçtık.. çünkü bizi o evde rahat bırakmadılar.. böyle oldu.."
sanırım gözlerim kapalı.. gözlerim kapalı olmalaı.. gözlerim nolur kapalı olsun tanrım.. başka bir olaslık olmamalı..
"sonra seni odanda etinden küçük parçalar koparırken buldular.. göğsün bu yüzden nokta nokta delikelrle dolu.. aç bak hadi.. bana inanmıyorsan.."
"göğsüm falan yok benim.. öyle bir şey hiç olmadı.. dışarı çıkmak için bunu yaptığını biliyorum.. saçmalamaya başaldın ama.."
"seni yakaladılar.. ve buraya kapadılar.. seninle birlikte bizi de.. 2 senedir burdasın aptal yosma.. daha kim olduğunu bile kafanda kuramayan bir mahlukata döndün.. senin yüzünden hepimöiz burdayız.."
"çıkmakta serbestsiniz.. çıkmalsınız hatta belkide.. çünkü yalanlarınızla artık kafamı bulandırmaya başladınız.. artık hiçbirinixze ihtiyacım yok."
"çıkamayız.. senin o kesik göğsünün küçük parçaları nasıl etinden yeniden çıkamiyacaksa bizdebu odadan çıkmayaız..
ama sen çıkartabilirsin.. sadece sen.. "
gözlerim kapalı olsun tanrım.. yoksa.. tehtid değil.. özür dilerim.. ama lütfen tanrım..
"hadi aç kapıyı.. hepimizi özgür bırak kendini bile.."
"canımın yanasıdan korkuyorum.. annemin beni affetmemesinden.. kardeşlerimin yüzüne bakmaktan korkuyorum.. lütfen kalalım biraz daha kalaım"
"bi daha fırsatımız olmiyacak biliyosun..aç şu lanet şeyi.. hadi çıkar bizi artık"
"tanrım.. lütfen gözlerim kapalı olsun.."
ellerim tütrüyor.. ellerimi yeniden hissedebiliyrum.. ellerim titriyor.. ama kavrama işini yapmakta hala daha yenekliler.. kulaklarıma odadaki bütün insanlar konuşuyor sırayla.. hepsnini söylediği cümleler aynı.. sadece ses tonları farklı.. sadece vurguları.. ellerimi sıkıca kapıyorum.. biri halıyı sıkarken diğerinde hastabakıcının tuvaletinden çalıp dilimin altıa sakladığım çelik parçası.. ellerim titriyor.. gözlerim açık.. sanırım apaçık.. off.. oysa.. lütfen tanrım.. görmesem olmazmı.. "anne" canım cıyor mu?.. ellerim titriyor.. "lütfen".. bir daha yapmiyacağım anne.. "lütfen.. gözlerimi kapamam izin verme.."

19 Mayıs 2009 Salı

sıkıntı

önce hava kararmaya başlıyor.. odanın içi sonsuz aydınlıktan yavaş bir şekilde fluya doğru kayıyor.. sevdiğim kadın yatağımda yanlız yatıyor.. gözleri açık ama bana baktığını sanmıyorum.. oda buğulu renginde sabit kalıyor.. sıcaklık artmaya başlıyor.. ve nesneler gözüme kırmızı gözükmeye başlıyor.. kadın gözlerini bana dikiyor.. gözleri kırmızı.. ellerini bana gösterip buna gerek yoktu diyor.. elleri kırışmış ve bedeninde fazlaca yaşlı gözüküyor.. ellerine baktığımda ellerinden tüm bedenine yavaş yavaş ihtiyarlık denen hastalık yayılmaya başlıyor.. kadın kırmızıya direnen tek varlık olarak odanın içinde beyaz bir şekilde yaşlanıyor.. o anda küçülmeye başlıyorum.. yada oda büyüyor.. kadın çıplak bedenini yatağın üzerindeki ince bir örtüyle gizlemeye çalışyor.. sanırım yaşlılığından utanıyor.. yanına yaklaşıyorum.. dokunma sakın dokunma diye bir iç ses tırmalıyor kulaklarımı.. kulaklarımı çok uzun zamandır kullanmadığım fikri beliriyor bir anda aklımda.. ama asıl kullanmadığım beynim sanırım.. bazı kararsın bilgiler ve anlamını tamö olarak anlayamadığım düşünceler akın ediyor zihnime.. sanki bundan önceki bin senden hep ertelediğim işlerin zihnimde kalan parçacıkları bir bütün oluşturmaya başlıyor.. yanına yaklaşmamla ihtiyarlık denen hastalık kadının bedeninden uzaklaşıyor.. zihnimin içinde gözlerimi kapadığımda görebildiğim kırıntılardan oluşmuş bir canavar var artık.. gözlerimi açıyorum.. kadın eski ve ilk gördüğüm hali gibi mükemel ve pürüzsüz tenini çarşafın altından gözlerime sunuyr.. gözlerim bu kusursuz güzelliği beynimin en derininde küçük mavi bir tablete bir daha hiç değiştirmemek üzere işliyor.. karşı konulamaz bir davetle küçülen bedenim saydamlaşmış griyi yarark ışığın kaynağına doğru yöneliyor.. yanına uzanıyorum.. ayaklarım ellerim ufalıyor.. kadın beni ve benliğim yok etmiş durumda.. sanki beynim sadece onun hoşuna gidebilecek ve onun istediğini düşündiği şeyleri kaslarıma yaptırıyor.. buna hiç gerek yoktu artık çok eski zamanlardan bir kabus sadece.. gözlerimi kapatıyorum.. yanımdaki beden oadının sıcaklığına tezat oluşturacak şekilde soğuk.. bir ölünün yanınd ayatmanın ne gibi buhranlarda bir zihnin göstergesi olduğunu bilmiyorum.. ellerine bakıyorum elleri odanın renginde kırmızı.. ve kırmızının tonları artık yatağı zapt etmeye başlıyor.. anlamıyorum.. kırıntıların tanrısı beynimde kocaman bir boşluğu tekmeliyor. geçmişin sesleri yeniden duymaya başlayan kulaklarıma geliyor.. "nolur yapma... dur." irkiliyorum.. ellerim ve bedenim aynı kırmızıkta hapsoluyor.. buna hiç gerek yok.. anımsayamıyorum.. anlayamıyorum.. midem bulanıyor.. odanın kırmızısı yavaş yavaş duvarlardan akıyor.. ve hava anlamsız bir şekilde daha da ısınıyor.. sıcak ve kan kokusuna daha fazla dayanamıyorum.. kusuyorum.. gözlerimi kapadığımda kırıntıların oluşturduğu tanrıcık bana gülümsüyor.. hediyesini beğenip beğenmediğimi merak etmekte besbelli.. gözlerimi yeniden açıyorum ve kan kırmızı bir yatağın içinde uran vicdan azabına kırmızının ne kadar çok yakıştığını düşünüyorum.. bir duman nöbetinin ardından odayı terk ediyorum. odanın kırmızılğı gözüme o kadar işliyorki hayatı daha tuhaf algılamaya başlıyorum.. daha fazla tahammül edilemeyecek kadar kırmızı.. beden bulan binlerce kırıntı benim yerime zihnimi yönlendiriyor.. onları susturmanın tek yolununun kendimi susturmak olduğunu biliyorum.. odanın dışında binlerce hayata açılabilecek bir kağıdan geçmek yerine sonuma giden kapıya yöneliyorum.. bir başka kırmızı damarlarımdan sızıyor.. insanlığa en çok yakışan renk olduğunu düşünüyorum.. duman için ateşlediğim sigaramı kansere fazla aldırmayan biri olmama rağmen kanserden b seferlik ürkerek kendi kızılıma söndürüyorum.. uyuyorum.. sonra.. sonsuza kadar uayndırılmayı beklediğim bi ruykuya uyuyorum.. dünyanın kırmızıya beneden daha fala ihtiyacı olupunu bilerek .. kendi kırmızımı size sunarak uyuyorum..

3 Nisan 2009 Cuma

o beni bağlar!

kaldırımlara küçük damlaalr halinde yağmur çarpıyordu.. kurumuş taştan seken damlacıklar şahane.. birsürü ayak aynı anda yeri sarsmaya çabalıyordu.. ayaklarım tuhaf bir ihlseşme organı oluverdi.. peh.. her adımda ben yağmuru çiğnedim.. insanlar hep ayak izlerimi aradılar.. binlercesi kaslarını gerdi ve bir başka adım için daha nefes biriktirdi.. ciğerleri pembe hep.. oysa benimkisi griden vazgeçmiş bir siyahlıkta.. havada et kokusu ve belki onu gizlemeye çabalayan etçillern rüküş parfüm döküntüsü.. oysa terlemek ve ter kokmak neden sadece cinsel hayatta güzel gösterilmeye çalışılmakta.. peh.. kaldırımsız bir yolda yürüdüm bu gün.. her yer küçük taşlar.. küçük olan her şey ayak altı.. basınca kafa tutabileceğini iddia eden her şey basınca tabii.. yol düz.. yokyşy yok denebilecek kadar yokuş.. becerebilecnee hayat gibi.. küçük dersler vermekteyim.. patika mahayietinde.. ben yürüdükçe adımları takip edilmekte.. adımlarımın haberi yok hiç bir mevzudan.. ayaklarım bambaşka bir duyu organı.. yer gök sallanmakta.. birileri de elbet ben,m ayaklarıma bakmakta.. güzel organ.. suratıma damlalar çarpmaya başladı sonra.. yer yüzü ben yürüdüğüm için mi dönmekte.. her dönenin kaderi döndüü tarafın aksinde götünü bırakmak ya.. götüm de arkamdan ayaklarımla gelmekte.. ayaklarım ne çok şeyi taşıyor.. ne çok yük.. altında dayanabileceğini iddia eden herkes.. elbet çiğnemek sadece çene eylemi değil.. ayaklarım tuuhaf parmaklarım.. çoğuna göre kısa sayıalcak bacakalrım ve üzerinde taşıdığım kuru kara kafa tasım.. her yanım cinsel organ.. hissediyoruz birbirimizi.. ayaklarım en önemlisi.. benim cici ayaklarım.. ben yürüdükçe ki ayaklarıma uymaktayım sadece.. ben benliğim götümdewn sonra değer verdiğim.. sırasıyla bütün taş döşeme yolun üzerinden ardımdan gelmekte.. yağmur hepimize eşit yağmakta.. tanrı adil davransa da, ki davranmasa da.. büyük ulu ve ayaklarımın üzerinde bir başka yük olarak kayıtlarda yer almakta.. kısacası dünya ikiyi ayrılmakta.. beni taşıdıklarım ve beni taşıyanlar.. maalesef.. götüm götümün ardıdnan gelenler ve elbet onlara hükmedenler tarafımdan taşınırken.. sadece kaldırımlar ayaklarımı tartmakta.. fena.. omuzlarım biraz acımakta.. ki kaldırımalrın dili olsa elbet o da içnden anamıza sayırmakta.. ayaklarım benim küfür edilmek için yaradılmış organlarım.. daha anlatmak istemiyorum sanırım.. özelde kalmasını isediğim yanlarım falan var.. öpüyorum tanrı..

18 yaşın kutlu olsun kardeş.. abinin hatalarını tekrar et.. inan çok keyifli..

6 Mart 2009 Cuma

en kıymetlilerime..

benim balım küçük kardeşlerim.. her biri ayrı fidan her biri ayrı bir rüzgara sırt dayamış filizlenmekte.. birinin çiçekleri kan kırmızı birininki gelinliklik kız beyazı.. ağır ağır kök salmaya çabalıyorlar toprağa.. bilirler mi bilmem toprakta gözlerim havada gözlerim.. tağmurlu gözlerim.. benim en kıymetlilerim.. en güçsüz en muhtaç zamanlarından tanırım oysa.. ellerimle doyurmuşluğum var.. yanaklarını öpmüşlüğüm.. canıma sokarcasına sarılmışlığım var.. benim küçük kardeşlerim.. en kıymetlilerim benim.. bilirler mi bilmez gözümdeki değerlerini.. her biri ayrı ayrı büyümekte.. gözlerim zamana meydan okur.. daha küçük kıyamam hiçbirine.. elleri pebe saçları mis kokulu.. şimdi koca koca insanlar.. büyüdük sevdasındalar.. ah bir bilseler ilk gördüğüm gibi hatırlarım hep insanları.. güçsüz savunmasız.. kucağımda yatmışlıkları var her birinin ayağımda sallamışlığım.. benim en kıymetlilerim.. hiç olur mu ancak hatırlamak küçük kardeşleri.. akıldan çıkmak akılda tutulan şeyler için geçerlidir.. aklımda tutmaya ihtiyacım mı varmış hem.. a benim küçük elli koca gözlü ballarım.. ellerini ayaklarını öptüklerim.. can çıkar altından siz çıkarsınız.. rüzgarınız yağmrunuz toprağınız elimden geldiğince benim.. büyüyün emi.. ben hiç farketmesem de gölgenizi üstüme düşürecek kadar büyüyün..

16 Şubat 2009 Pazartesi

Canımı da alıp gidenlere..

nerde bir topluluk görürsen, tellal,
hiç durma, bağır:
kaçan bir kul gördünüz mü ey insanlar, de,
tertemiz kokan bir kul gördünüz mü,
ay parçası bir yüzü var,
baştanbaşa fitne.

savaş vakti tez gider, de , tellal,
barış vakti uysal olur, de.

nerde bir topluluk görürsen, tellal,
hiç durma, bağır:
ince boylu, güler yüzlü, tatlı sözlü,
tez canlı, çevik bir kul gördünüz mü?
sırtında bir al kaftan taşıyor.

kucağında bir rebap, elinde bir yay var, de , tellal,
çaldığı hep güzel, hep sıcak havalar, de.

nerede bir topluluk görürsen, tellal,
hiç durma, bağır:
onun bağından bir meyva devşiren var mı ey insanlar, de,
onun gül bahçesinden bir demet gül deren var mı?

iş ki çıksın bir habercik getirsin biri ondan bana, tellal
çıksın biri ondan bana bir şeyler desin iş ki,
söyle, verdim canımı ona gitti, telal,
verdim ona gitti.

mevlana celaleddin rumi

25 Ocak 2009 Pazar

"uzaklarda kalan dostlarıma.."

bu gün yokluğun en çok sol yanımı vurdu.. elim ayağım tutmaz oldu.. hissizleşti his niyetine bedenimde taşıdığım ince küçük kılcal duygular.. yokluğunda daha bir fazla anladım ne demek olduğunu.. bin defa daha deneme hakkım olsa dünya denen düzlemi.. bir başka alemden bambaşka bir aleme yeniden geçme fırsatım olsa.. ya da çok uzak diyarlardan buradan bakınca anlam bile veremiyeceğimiz uzaklıklardan yeniden baksam bambaşka dünyalara.. her halinde seni arar olur bilirim gözlerim.. dost.. enteresan vurgu.. koca roman hayat.. kaybedenle batan ve mutlak zaferde yanında duran.. birlikte anılan ve birliktelik kaybolduğunda yarası belki de en çok acıtan.. ruhani yolculuk.. ruh bir, beden ayrı.. göz görmeyince gönül katlanmıyor.. asla da katlanmamıştır zaten.. bin kere yok olsam.. zerrelerime kadar ayrılsam.. bir ben kalmasa.. kalan en ufak parçalardan yeniden ve yeniden can verse hakk. nefesimiz nefsimize eğidirp sakince büyüsek gölgelerde.. bilmesem nefes almayı ya da şimdiki gibi yaşamayı.. bir ot olsam yahut servi.. köklerim derinlerde boynum eğri.. derdim tasam olmasa hiç bilmesem şimdiki isimleri.. yeniden acır mı yokluğunu bilmeden bile yokluğunda büyümek.. dedim ya.. sen gittin, çok tuhaf ağrılarım sancılarım arttı gidişinle.. yol yorgunu yüreğim.. gel dedim bi kere.. üstelik acele etmen gerekmekte.. eksik olan bu coğrafyada çok cabuk eskimekte.. kaburgalarım içime doğru gün geçtikçe daralıyor.. darlanmamak elde değil.. binbir hikayem var.. yetiş.. ha unuttum ha unutacam..

22 Ocak 2009 Perşembe

bi kedi gördüm sanki

sınavlar geçiyo.. yavaş yavaş ama.. sıkılıyorum.. günler grileşiyor.. eş dost tanıdık kim varsa uzaklarda.. pek sevdiğim insan ve çevre mahlukat kendini kışın kabuğuna sarmalamış.. yalın kalıyorum.. sıkılıyorum.. işe gidiyorum.. aynı insanlar aynı hareketler.. dedikodular.. sıkışan mesailer.. ödenmeyen faturalar.. nasıl sıkılıyorum... anlatamam.. okul tuhaf.. sanki tek başıma yaşıyorum.. ailem gndüz yaşamayı seçmiş onlarsız uyanıyorum.. en yakın arkadaşlarım başka şehirlere gitmiş.. arayayım diyorum.. arayamıyorum.. daha fazla çok daha fazla sıkılıyorum.. dışarı çıkıp hava alayım diyorum.. hava soğuk.. insanlar soğuk.. çalan müzik aptalca... içim daralıyor.. son hamle sevdiceğimi rahatsız etmek pahasına yanaşayım diyorum.. surat beş karış.. terslemelerle karşılaşıyorum.. fena halde bozuluyorum.. içki içmiyorum.. sigara yiyorum adeta.. çiğerlerimden tuhaf sesler geliyor.. üzülüyorum.. sonra bişeyler yazayım diyorum.. yazıyorum ki ne kadar karamsar diyip siliyorum.. yapmam gereken işler sırtımda biriktikçe birikiyor.. acele ediyorum.. yoruluyorum.. hava soğuk.. arayan soran yok yorgun bi şejkilde üşüyorum.. fena sıkılıyorum.. yaşam anlamını kaybediyor.. heşey mekanik bir düzen içerisinde.. çarklardan biri oluyorum.. fena eziliyorum.. kadın dört duvar içerinde evine hapseylemiş kendini.. ziyaret günlerine gideyim diyorum azarlanıyorum.. güneşle birlikte her gün fena batıyorum.. hobilerime yöneleyim diyorum.. hobilerim ete kemiğe bürünmüş onalr olmadan anlam katamıyorum.. sıkılıyorum.. doğumgünüm yaklaşıyor ben fena yaşlanıyorum..