16 Ocak 2010 Cumartesi

minik

sıkıntılı ve bol buhranlı dönemleri aşmak çabasındayım aslında.. ne kadar fazla dostum olmadığını tam olarak anlamaktayım.. mesela dağın başında ayaz bir gecede pek çok kişi aklıma gelsede pek az kişinin aklına düşmem hayret edici bir mevzuu.. lakin kabahatin bende olduğunun farkındayım.. aslında.. belkide tek sıkıntım hapsedildiğim bu coğrafyada kadınım olamdan yaşatılma çabam.. çok fazşla dayanabilme gücüm olduğunu sanmıyorum açıkçası.. allah dağına göre kar verirmiş derler ya... dedikeri gibi.. kısa süreceğinden tek tesellim ve beni orada bir bekleyenim olduğunu bilmenin verdiği güven duygusundan bütün tahammüllerim.. yoksa çekilecek dert değil.. neyse.. uzak kalan kendi öz coğrafyamda olan veya olmakta olabilecek olan depremlerden bihaber buralarda yaşamaktayım... bana verileni yiyip yapmamı emredileni yapmaktayım.. mükelle olduğum bu.. birde hasret.. ki kumanya yanında mutlaka azık olarak bir iki ısırık tatmaktayım.. şu an ve sonrasında ve belki güneşin çekilip saçma gri bir havanın hakim olacağı o gri topraklarda her yerde var olkan tek şey özlem.. ayrılık ve kauşmak ateşinin yavaş yavaş ciğerleri yakan dumanı.. bu cephede başka değişiklik yok açıkçası...
genel konuşmadan bir nebze sıyrılıp sadece öze sana dönerek bir iki kelam etmek gerekirse sevdiğim.. sensiz pek tadı tuzu yok alınan nefesin yada kısa süreli aralıklarda çiğerime çektiğim nikotinin.. bakımsız huysuz aksi bir adam oldum çıktım burda.. çevre iller halimden rahatsız.. takmıyorum hakkımda yapılan yorumları.. silah altına alınmış bir türk insanı olarak.. pek takmamam emrediliyor üstlerim tarafından.. ancak işte aşk ve sevgi ve içimde sana karşı her daim büyüttüğüm bu ilişki.. emre itaatsizlik tecrübelerine hazırlıklı.. seviyorum mantığının o halde neden sevdiğimden ayrı kalmak zorundayım natıksızlığını yaşıyorum.. seni çok seviyorum.. birde.. hani nasıl anlatsam.. küçük minik anasınıfı çocuklarının annesini özlediği gibi seni özlüyorum.. biraz burnum tiriyor.. ama ağlamıyorum..

arşiv

ankaranın her daim nefret ettiğim griliğine ben de karıştım efendim.. asker olarak doğmadığım bir gerçek olsa da asker olarak maalesef bu sisli puslu kente mahkum durumdayım.. olması gereken herşey yolunda aslında.. ama aklım içinden deniz geçem şehirde ki içerisinde hayatımın dier yarısını barındırmakta.. kendisi şu sıralar zorlu bir dönemde.. yanına salmıyorlar.. izin istemeye yüzüm yok.. benden kaynaklanan binbir cefayı sevdiğim kadın sırtlanmakta.. elim ayağım yüreğim.. içimin en tenhaları sevdiğim.. oynsa ne çok isterdin ellerinden sıcağımla soğuğunu yenebilmeyi.. dediğim gibi.. ankara.. saçma sapan bir soğuğun hüküm sürdüğü olmasa da olur bir kent.. ben burda ne bekliyorum.. bilemiyorum.. yarın senin için büyük gün.. ki dediğim gibi.. ne kadar çok olmam gerekli yanında.. darlanıyorum.. darlandıkça daha da boğmaya başlıyo bu şehir.. kıçımı yırtsam deniz bilmem kaç yüz kilometre uzakta.. sana ihtiyacım var.. senin bana olduğundan belki şu an daha da fazla..